Ayın Makalesi

ozel-basari-koleji

Yeterince İyi Ebeveyn, En İyi Ebeveyndir

Eğer ebeveynliği bir çocuğa bakmak olarak tanımlarsak, o zaman en yi ebeveyn en çok ebeveynlik yapan olmadığı gibi kesinlikle en az ebeveynlik yapan da değil, sadece doğru miktarda ebeveynlik yapandır. Eğer çocukların seçme gücü olsaydı, bu aynı zamanda çoğu çocuğun seçeceği ebeveyn olurdu.

Yeterince iyi ebeveynlerin özelliklerini şöyle sıralayabilirim:

• Yeterince iyi ebeveynler mükkemmel ebeveynler olmak için çabalamazlar ve çocuklarından da mükemmel olmalarını beklemezler.
Kitabının önsözünde Bettelheim şöyle diyor: “Bir çocuğu iyi yetiştirmek için kişi mükemmel bir ebeveyn olmaya çalışmamalı ve bir çocuğun da mükemmel bir birey olmasını beklememelidir. Mükemmellik sıradan insanların ulaşabileceği bir şey değildir. Buna erişme çabaları, başkalarının kusurlarına gösterilen o hoşgörülü tepkiyle çatışır. Oysa bu, bu kişilerin çocuklarınınki de dahil, iyi insan ilişkilerini mümkün kılan yegane şeydir.”
Mükemmelllik beklentisiyle ilgili problemlerden biri de her kusurun, hakkında hiçbir şey yapamadıklarımız da dahil, büyütülmesidir. Eğer makine ya da mobilya üreticisiyseniz mükemmellik arayışı iyi bir şey olabilir, çünkü makinelerdeki ve mobilyalardaki kusurlar düzeltilebilir. Ancak bir ebeveyn olarak mükemmel olmaya çabalamak iyi bir şey değildir, çünkü insanların kusurları kaçınılmazdır. Kusurlar insan olmanın bir parçasıdır. Hatta bir insanın nasıl mükemmellik olabileceğini hayal etmek bile zordur.

Ebeveynlikte mükemmelliğin ya da ona yakın bir şeyin mümkün olduğu inancı, suçlama eğilimini teşvik eder. Mükemmelliyetçiliğin mantığı şöyle işler: Eğer problemler oluşursa o zaman bunlar birilerinin suçu olmalıdır. Mükemmelliği arayan ebeveynler, bir şeyler doğru gitmediğinde kendilerini ya da eşlerini ya da çocuklarını suçlarlar. Suçlama hiçbir zaman işe yaramaz. Ve aile içindeki suçlama bir tür zehirdir. Bettelheim şöyle devam ediyor: “Çarpık modern zihniyete göre problemler oluşmamalıdır ve eğer oluşurlarsa o zaman bu birisinin hatasıdır. Bu, aile birliği içinde konuşulmayan bir mutsuzluğa sebep olur. Zaten zor olan bir şeyi daha da zorlaştırır ve hatta bazen evliliğin ve ailenin meşruluğunu sorgulatır. Eski bir Çin atasözü der ki; hiçbir aile

‘Burada Hiç Sorun Olmaz’ tabelası asamaz…”

Yeterince iyi ebeveynler kusurları hakkında aşırı endişelenmezler. Akıllarındaki “listeleri” gerçekleştirmek için çabalarlar, ancak temenni ettikleri gibi tamamen başarılı olamayacaklarının farkındadırlar ve bunun için kendilerini affederler. Yeterince iyi ebeveynler sevginin bile asla mükemmel olmadığının, en azından her zaman değişken olduğunun farkındadırlar. Bettelheim’ın kelimelerine geri dönersek: “Çelişkili duygulardan tamamen bağımsız çok az sevgi vardır. Bazen rahatsızlık, heves eksikliği ve hayal kırıklığı gibi duygular sadece bizim çocuklarımıza duyduğumuz sevginin içine katılmakla kalmaz, aynı şey çocuklarımızın bize duyduğu sevgi için de geçerlidir.” Yeterince iyi ebeveynler bunu insan olmanın bir parçası olarak kabul ederler. Yeterince iyi ebeveynler çocukların zaten doğuştan oldukça dayanıklı ve esnek olduklarını anlarlar. Eğer böyle olmasaydık, bir tür olarak hayatta kalmamız bile mümkün olmazdı. Ebeveynler işleri çok berbat etmedikleri sürece (ve hatta bazen öyle yapsalar bile) çocukları iyi olacaktır. Bu da yeterince iyidir.

• Yeterince iyi ebeveynler çocuklarına saygı duyarlar ve onları oldukları gibi anlamaya çalışırlar.

Yeterince iyi ebeveynler kendilerini çocuklarının üreticisi, yaratıcısı ya da şekillendiricisi olarak görmezler. Çocuklarını bugün ve şu anda ‘tam’ birer insan olarak görürler ve görevlerinin bu insanları tanımaya çalışmak olduğunu düşünürler. Ebeveyn-çocuk ilişkisinin çift taraflı olduğunu ama tamamen de öyle olmadığını anlarlar. Ebeveyn-çocuk ilişkisi, iki tarafın da eşit derecede önemli olma, iki tarafın da eşit derecede mutluluğu hak etme ve iki tarafın da kendi hedeflerini yaratma ve bunlara ulaşma fırsatlarını eşit derecede hak etme anlamında (bu tür bir çaba başkalarına zarar vermediği sürece) eşit bir ilişkidir. Ancak aynı zamanda bir başka anlamda eşit olmayan bir ilişkidir. En azından çocuk küçük, ebeveyn daha büyük, daha güçlü, daha akıllı (umarız), daha mantıklıyken. Ve ebeveynler çocukların hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları kaynakları kontrol ederler. Bu dengesiz ilişkinin iyi işlemesi için yeterince iyi ebeveyn, çocuğu ve aynı zamanda onun ihtiyaçlarını ve isteklerini tanımak için çabalar.

Çocuklar genellikle sebeplerini ortaya koymak ve mantıklı bir şekilde tartışmak konusunda yetişkinler kadar iyi değillerdir, bu yüzden ebeveynlerin çocuklarından, yaptıkları şeyler için her zaman doğru sebepler ortaya koymalarını beklemeleri hiç de adil olmaz. Ebeveynin bir çocukla tartışma girişimi genellikle sözlü bir kavgaya ya da karşı tarafı küçük düşürmeye döner. Bu da karşı tarafı anlama ve destekleme amacını baltalar. Bakın Bettelheim ne diyor: “Yetişkinlerin daha üstün olan tartışma becerisi ve - ebeveyn için çok ikna edici olan -gerçeklere hakimiyeti, çocuk tarafından sadece fikrinin yenilmesi olarak yaşanabilir. O zaman çocuk kendini mantıksız kalmış hisseder ve mantıksız olmak moral bozucu ve insana kendini zayıf hissettiren bir deneyimdir. İkna olmaktan çok uzak bir histir bu. Bir çatışmadaki taraflardan en az biri diğerinin bakış açısını gerçekten ciddiye almazsa, tatmin edici bir çözüme ulaşılamaz. Bu yüzden yeterince iyi ebeveyn çocuğun motivasyonunu araştırır, düşüncelerini anlamaya çalışır ve çocuğun ulaşmak istediği şeyin ne olduğunu, nedenini ve ‘nasıl’ını kavramak için onun arzularını takdir eder.”

Çocuğa saygı duyma ve onun bakış açısını anlama meselesini daha iyi tarif etmek için Bettelheim bir ebeveyn-çocuk çatışması örneği veriyor. Üstelik günümüzde, kitabını yazdığı yıllardan çok daha yaygın görülen bir örnek bu. Çocuğunuzun ödevini yapmadığını ve okuldaki öğretmenine karşı geldiğini düşünün. Öğretmen sizi veli görüşmesi için okula çağırıyor ve eğer siz mükemmelliği hedefleyen bir ebeveynseniz çocuğunuzun “kötü” davranışı yüzünden utandığınız gibi böyle bir çocuk yetiştirdiğiniz için kendinizden de utanırsınız. Problemlerin önlenebilir olduğuna inanan biri olarak öğretmenin sözlerini kişisel alırsınız ve bu, çocuğunuzu savunmacı bir şekilde azarlamanıza sebep olur ki bu da çocuğunuzu anlama ve gerçekten yardım etme girişimlerini yerle bir eder.

Eğer yeterince iyi bir ebeveyn olmaktan memnunsanız ve mükemmelliğin mümkün olduğuna dair illüzyonlara kapılmıyorsanız, problemi olduğu gibi görürsünüz. Çözmeyi deneyeceğiniz bir problem olarak ele alırsınız sadece, bir trajedi ya da suçlama ya da utanmaya sebep olan bir olay olarak değil. Çözüme giden ilk adım problemi çocuğunuzun bakış açısından anlamaya çalışmaktır. Çünkü çocuğunuza saygı duyarsınız ve hemen davranışının ondaki yanlış olan ve düzeltilmesi gereken bir şeyden kaynaklandığı varsayımına kapılmasınız. Çocuğunuz davranışının sebeplerini net bir şekilde açıklayamayabilir, hatta farkında bile olmayabilir, ama bu, ortada hiçbir neden yok anlamına ya da var olan nedenlerin kötü olduğu anlamına gelmez.
Ebeveynin ve çocuğun çözümler üzerinde birlikte düşündüğü ve konuştuğu bir yol izlemek, problem çözmede pozitif, işbirliğine dayalı ve ilişkiyi güçlendiren bir yoldur. Burada esas olan; çocuğa saygının, çocuğun bakış açısını anlama girişimine sebep olması ve karşılığında, çocuğun kendini yenik değil desteklenmiş hissettiği işe yarar bir çözüme ulaşılabilmesidir. Probleme tamamen tatmin edici bir çözüm bulunamasa bile, en azından çocuk ebeveynlerinin kendi tarafında olduğu anlayışını kazanır, kendi karşısında olduğu değil.